GENEL ANLAMDA İSLÂM DİNİ VE İSLÂM DİN İÇİNDE YENİDEN BEDENLENME DENİLENREENKARNASYONNA GENEL BİR BAKIŞ

1- GENEL ANLAMDA İSLÂM DİNİ

1. Bölüm :

İslâm: (İşaretlenmiş yol / yolda) akletme, ilmetme, bunlarla hür düşünüp (muhakeme edip) özgür (hür) irade kullanarak Allah’ın varlığına, birliğine, ahret gününe inanıp iman ederek (elde edilen ilim üzere) takva üzere yaşamaktır. Çünkü insan özgürlükte aşırıya kaçarsa şeytanlaşır. Tutsaklıkta aşırıya kaçarsa melekleşir. Halbuki İslâmiyet ölçü içinde dengeli yaşamayı bilme dinidir. Onun için insan, ne şeytan ne de melektir. Günahıyla sevabıyla bu iki varlığın tam ortasında yaratılmış bir varlıktır.

Din :İnsan ruhunun sigortası olan din, insanı ıslâh edici vahye dayalı Allah nasihati, Allah lâfzı olan sözlerin tamamı.

Vahiy : Allah lâfzı olan nasihat ve sözlerin peygamber vasıtasıyla bize yansıtılıp ulaştırılmasına yönelik, Allah’ın yarattıklarına / kullarına nasihat ederken uyguladığı bir tür konuşma şekli, konuşma yöntemidir. Onun için vahiy; Allah lâfzı olan Kur-an’dır. Hayattır, Onun içindir ki, Peygamberlere ve onların nezdinde tüm insanlığa söylenmiş Allah nasihati, Allah öğüdüdür. Dolayısıyla hayatın sürekliliği içinde var olup – yok olmadır. Bunlara bağlı olarak varlıkla – yokluk arası oluşup gelişen hayatın bizatihi kendisidir. Allah’ın verip – alma ilkesine bağlı oluşumda yarattıklarını hayatın sürekliği içinde yaşatırken aynı zamanda da onların gelişip olgunlaşmalarını sağlayıcı nasihattir, öğüttür, fermandır.

İman : “Bismillâh – Minel cinneti vennas” (Kur-an’ın başı ile sonu) arasındaki bilinen ve bilinmeyenleri, gaip aleminde olmuş ve olacakları, İlâhî kudretin tasavvurundaki akıl ötesi her hali hiçbir şüpheye yer vermeden kayıtsız ve şartsız kabulle birlikte öğrenip, hepsini dilden kalbe nakşederek bütün uzuvlarda son nefese kadar bunların tümünü marazsız yaşama biçimidir.

İşaretlenmiş yol: Bizlere işaret edilen yol, “Sırat-ı Müstakim” denilen Allah yoludur. Muhkem yoldur. Bize bu doğru yolu gösterip, işaret eden de Allah’tır. Onun için bizi bu işaretlenmiş yolda, O’na geri götürecek olan da elbette O’nun bizlere vahyettiği / vahiy şeklindeki lafzından (sözlerinden) oluşan Kur-an’dır. Kur-an O’nun yoludur. O’nun tarafından işaretlenmiştir. Bu anlamda anlaşılıp, okuyup öğrenildikten sonra takva (inançla hayata geçirilmek) üzere yaşanılması gereken doğru yoldur.

Kısacası Bakara Suresinin ilk ayeti olan, “Elif – Lâm – Mim ‘in” anlamının da burada (Sırat-ı Müstakim denilen yolda) saklı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü,

Elif ; Allah, İşaretleyip belirleyen anlamında, gidilecek olan doğru yolu gösteren Allah anlamındadır.

Lâm ; Allah lafzı olan Kur-an’dır. Sırat-ı Müstakim denilen işaretlenmiş yolu da belirleyen Allah’tır. O’nun lafzından oluşan, vahiy şeklindeki nasihatlarının tümüdür.

Kulun yaratılışındaki kulluk (fıtri) sözleşmesi gereğince kulun benliğine yazılıp işaretlenmiş olan akıl dışındaki şuursal bilgilerin tümüdür.

Dünyada yaşarken kula ait işlenmiş olumlu – olumsuz tüm amellerin yazılıp kayıt altına alındığı dimağ benzeri levhadır. Bu levha ölüm sonrası sekar denilen gaip aleminde mahşere kadar melekler tarafından saklanıp korunur.

Min ; Allah’ın ezelde (zaman öncesi) takdir edip işaretlediği olgun son denilen “Lâ ilâhe illâllah” denilen Allah’ın tevhit projesinin her iki dünyada da gerçekleştirilmesine yönelik, Allah’ın yarattıkları (insanlar) için ezelde murat ettiği olgunlaşmadaki ulaşılabilecek en son merhaledir. Sırat-ı Müstakim üzere yaşanılıp ulaşılması istenilen Allah yolunun son merhalesidir.

Doğup – yaşayıp ölen herkesin benliğine bu yolda yürürken yaşadıkları her an kayıt altına alındığından yarın ahrette hiç kimse işlediği hiçbir ameline itiraz edemeyecektir. Çünkü hayatın tamamı burada kayıt altına alınmıştır. Onun için Allah herkesin hesabını en ince ayrıntısına kadar kendisine gösterecektir. Yani Allah herkesin amelini Hak üzere yapacaktır anlamındadır.

Çünkü Allah, yaratır. Yarattıklarını yaşatır. Yaşatırken yarattıklarına gereğince verir. verdiklerini gereğince geri alır. Alıp verdikleri ile onları (akıl baliğ olmuş olanları) kendi akli iradeleri içinde halden hale sokar. Her hal ile onları oluşturur, oluşturduklarını da erginleştirip olgunlaştırmak için deneyip sınar. Sonunda da geri kendine döndürür. Verdiklerine karşılık olarak da kendine geri döndürdüklerini yani ahrette sorgu suale çeker. Sonra onları dünyada yaşarken yapıp ettikleri ameller karşılığında ya (cennetle) ödüllendirir. Yada (cehennemle) ceza verir.

Başka bir ifadeyle Allah, insanları (yarattıklarını) ezelde (zaman öncesinde) takdir ettiği (varlık sebeplerine bağlı olarak) ilmi kader hükmünce dünyada yaşatırken, olgunlaşmalarını sağlamak için (yarattığı her bir varlığı kendi BEN’liği içinde) yaşadıkları zaman ve mekana bağlı olarak onların her birisini halden hale sokarak kendi iradeleri içinde terbiye eder.

Dünyada olduğu gibi, yarın ahrette de son pişmanlıkların hiç kimseye hiçbir yararının olmayacağı bu günden bilinmelidir.

Her işin doğrusunu Allah bilir.

Onun için yaşadığımız her günü “Sırat-ı Müstakim” üzere güzel yaşayalım. Yarında pişman olup keşkeleri amel tarlamıza ekmeyelim.

Güzel düşünüp güzel yaşayalım. Çünkü “Düşünce kirlenmeden dünya, dünya kirlenmeden de ahret kirlenmez.”

İnşallah, yarında 2. Bölüm olarak Allah’ın bizleri yaratma amacını yazıp açıklamaya çalışacağım.

Sevgi ve saygılarımla…

Cahit KARAÇ

Advertisements