Çobanın Oyu mu Değerli, Yoksa Profesörün Oyu mu

 

Bunu böyle söyleyenler de söylediklerinin doğru olmadığını biliyorlar ama burada halkın çoğunluğu eğitimsiz ve cahil olduğundan politikacılarımız maalesef laf ebeliği yaparak onların gönlünü alıp nefislerini okşayarak işin kolayına kaçıp oy toplayıp iktidar oluyorlar.

Aslanı eşek gibi seversen üzerine semer vurmak kolay olur. İşte bizim politikacıların yaptığı bu. Yoksa hiç bilenlerle bilmeyenler bir ve eşit olurlar mı? Olur diyenler olursa, onu diyen her kim olursa olsun. İster profesör, ister çoban, asıl cahil olan odur. Çünkü kendisine verilen aklı kullanıp okuyup öğrenip düşünüp doğruyu idrak edemeyen ile aslanla eşeği birbirinden ayırmasını bilmeyen her kim olursa olsun işte o cahildir.

Yoksa! Allah’ın ilk emri hiç “OKU” olur muydu? Okumak akıl erdirmektir. Yaşadığı hayat içindeki her şeyden haberdar olup, farkında olmaktır.

Yoksa okuyamamış olan vatandaşlarımızın hepsine birden cahil demek doğru olmadığı gibi, okuyup diploma almış olan herkese de akıllı, bilgili, âlim deyip hak etmedikleri iltifatı ederek onların arkaları sıra gitmek de doğru olmayıp bir o kadar yanlıştır ve cehalettir.

Akıllı olmak, farkında olmaktır. Hayatı bilerek yaşayıp insan olmaktır. Yoksa başta boşu boşuna duran bir akıl hiçbir işe yaramaz. Sahibine fayda sağlamaz. Onun için akıllı olan insan okuyup öğrenir. Yaşadığı hayatın farkında olur. Çünkü farkındalık; insanı, insan yapar. Paylaşımcılığını artırarak onu toplum içinde en yüksek bilinç seviyesine ulaştırır. Olgunlaştırıp kemale erdirir.

Demek ki, burada esas olan şey, okumaktır. Bilinçli olmaktır. Yaşanılan hayatın farkında olmaktır. Çoban ya da profesör olmak değil. Hiç bir zaman şu gerçeği unutmayalım. Kul yanında da Allah yanında da bilen her zaman üstündür. Bu anlamda hiç kimse birbirine eşit değildir. Eşit diyenler bana göre cahildir. Çünkü bu bağlamda eşitlik okuyup öğrenmeyen ölüler de olur. Dirilerde olmaz.

Dirilerde eşitlik olmayacağı için diriler arasında kim okuryazarsa, kimin algılayıp idrak etme gücü fazlaysa, kimin kalbi his ve sezgileri üstünse, kim geleceği doğru okuyup, isabetli kararlar alabiliyorsa o benim için insan olarak her cahilden üstündür.

Bu sistem içinde bu gün için bunu tartışmak bana göre saçmalıktır. Çünkü sapla saman birbirine karıştırılmış olur. Hem tartışsan bile kimi kimden nasıl ayıracaksın. Kim cahil, kim âlim nasıl bileceğiz. Okumamış diye herkese cahil diyemeyiz. Her okumuşa da bilgin, âlim diyemeyiz.

Kimin aklı kimden büyük, kim kimden daha bilinçli, kim daha derin düşünceli. Kimin kalbi his ve sezgileri bir diğerinden daha güçlü, bunları bilmeden hiç kimse doğru karar veremez.

Oy vermeye gelince çok farklı bir şey. Vatandaş günlük yaşantısına bakar. İyi ve kolay geçiniyorsa o onun için iyidir. Yoksa o onun için kötüdür. İş bulup çalışıyorsa ya da çocuklarına iş bulabiliyorsa o onun için iyidir. Yok, bulamamışsa o onun için kötüdür. Bu bir profesörle çobanı kıyaslamada ölçü olamaz. Çünkü bir çoban için özgürlüğün hiçbir önemi olmaya bilir, zaten o kırda bayırda hep özgür. Ama bir profesör için özgürlük çok önemlidir. Onun hayata bakışı başka, düşüncelerini ifade etmesi gerekir. Peki, bu bağlamda bir profesör bir çoban kadar özgür mü? Peki, bu güne kadar hiçbir çoban düşüncesinden dolayı hapsi atılmış mıdır? Ama okuyup yazan yazar, gazeteci ve bilim adamlarının sayısını saymakla bitmez.

İşte bu türden ayrıntıya girildiğinde çobanla profesörün farkı, ya da topluma olan duyarlı bakışındaki farkındalığı ortaya çıkar. Kimin oyu, kiminkinden değerli ya da kıymetli işte o zaman ortaya çıkar.

Yoksa demagoji içinde laf ebeliği yapmaktan öteye geçmez. Madem çobanla bir profesör bir ve eşitse, o zaman sizler neden çocuklarınızı köye gönderip çoban etmiyorsunuz da her türlü fedakârlığa katlanıp en iyi üniversitelerde yıllarca çocuklarınızı okutup iyi bir öğretim eğitim alması için bunca eziyete katlanıp para harcıyorsunuz.

Demek ki, bunun doğru olmadığını sizler de biliyorsunuz ama ülkemizde okuyup yazmayanların sayısı, okuyup yazanlardan çok olduğu için böyle söyleyerek daha fazla oy toplanmaktadır. Peki, bu doğru mudur? Denildiğinde aklı başında olan hiç kimse buna doğru demez. Bunu herkes biliyor. Ama seçimlerde bir oy, bir oydur. Sistem içinde o da doğru. Herkes inandığı doğruları söyler. Çünkü başarının bin bir yolu vardır.

Başarının yolları düşünüldüğünde hak, hukuk, doğruluk bir yana bırakılıp herkes iktidara gelip ülke nimetlerinden yararlanmanın yollarını düşündüğünde elbet eğri doğru birbirine karışıyor. Kim kimden yararlanıp faydalanacaksa ya da kim daha çok inandırıp ikna edebiliyorsa vatandaş onu diğerine tercih etmek zorunda kalıyor. Çünkü ona yolu duyguları böyle gösteriyor. Sistem böyle oluşup böyle çalıştığından vatandaşlar da duygularında oluşan etkileşime göre taraf tutulup oy atıldığından yapılan seçimler de bir nevi horoz dövüşü gibi yapılmaktadır.

Onun için de taraflar bir birine karşı sokak ağzıyla benim horozum senin horozu döver şeklinde konuşulup politika yaptıklarından birbirine karşı üstünlük sağlama yarışı da bu minval üzere oluşturulup geliştirilmektedir.

İşte asıl sorun burada yatmaktadır. Yoksa çobanın oyu mu, yoksa profesörün oyu mu? Hangisi bir diğerinden daha kıymetli seçimlerde bu hiç tartışılır mı? Böyle bir tartışmada profesörlerden yana taraf olanın kaybedeceği kesin. Çünkü sayıları az. Kazanın yaptığı da topu taca atmaktır. O da böyle yaparak kurnazlık yapıp oy almış olsa da onun da topluma vereceği pek fazla bir şeyinin olmadığı anlaşılmalı. Ama o bunu farklı dillendirdiğinden toplum tarafından bu, bu şekilde anlaşılmaz. Onun içinde doğru olan yanlış, yanlış olan da doğru anlaşılır. Onun için doğruyu söyleyen kaybeder. Yanlışı söyleyen kazanır.

Demek ki, seçimlerde pek fazla ülke menfaatine, millet yararına olan akıl içindeki düşünceler birbiriyle yarışmıyor. Bu da cehaletin ürünüdür. Cehalet, demokrasinin en büyük düşmanı, en büyük engelleyicisidir. Çünkü demokrasi; bireylerin ve kurumların fardındalığına dayalı duyarlılık içinde yaşanılan rejimin adıdır. Eğitimle gelişip olgunlaşır. Cehaletle yozlaşıp bozulur.

Demokrasi, matematiksel sayı çokluğuna bağlı uygulanıp yaşanılan bir rejimin adı değildir. Demokrasi, paylaşımı baz alan, felsefeye dayalı birliktelik rejiminin adıdır.

Peki, demokrasiyi bu tanımlama da olduğu doğru anlayıp doğru yaşayıp doğru yaşatabilsek ülkemizdeki bu günkü sıkıntıların hiç birisi yaşanmaz diye düşünüyorum.

Çünkü cehalet ortadan kalkar. Karanlıklar aydınlanır. Böyle lüzumsuz tartışmalar olmaz.

Aksi takdirde halk cehalet içinde kalıp karanlıkta yaşarsa işte o zamanda ülkemizde ne tartışma, ne sürtüşme, ne kavga ne dövüş biter. Çünkü cahilin inadı çok, inancı az olur. O nedenle de dönüşüp değişmesi zor olur.

Demokrasi de vatandaşın yerine getirilmesi gereken yasal görev ve sorumlulukları hariç, hiç kimseye zorla bir şey yaptırılamaz. Yapmaya da zorlanamazlar. Çünkü demokrasi özgürlük rejimidir. Özgür insana da tahammül edip katlanarak sabretmek gerekir. Aksi anlaşmazlığa, çatışmaya, kavgaya neden olunur. Onun için zamansız tartışmalar yanlış olur. Yanlış tartışma içinden de kolay kolay doğru sonuç çıkmaz.

Onun için biz bugün bu işleri bırakıp ülkemizi nasıl barış içinde yaşatıp kalkınırız. Biz onu düşünüp onu gerçekleştirelim. Yoksa biz, biz olmaktan çıkarız. Her şeyimizi kaybederiz. Kazanmanın yolu çalışmaktır. Çalışmadan da hiç kimse zengin olamaz. Özlenen güzel bir hayatı yaşayamaz.

Bütün güzelliklerin yolu zenginlikten geçer. Batıyı unutmayalım.

Yoksa biz birbirimizi yer bitiririz. Başkalarına hacet kalmaz.

Unutmayın. Son pişmanlık hiç kimseye fayda sağlamaz.

Cahit Karaç

Advertisements