Şeb-i Aruz

 

ŞEB –İ ARUZ (Allah’a Kavuşma Günü Yapılan Düğün Gecesi, Töreni)

Hadi sende dön bakalım. Hangi yöne dönülecekse dön de güzelliğini görüp, nasıl dönüleceğini bizde öğrenelim. Dönmek demek, topaç gibi fırıl fırıl dönmek değil. Ya da sadece kelebekler gibi ışığa koşup, ışıkta yanıp yok olmak demek değildir.

Dönmek demek; Varlık yanında varlığından vaaz geçip varlığını yok bilmektir. Asıl olan budur. Anlamı Allah denilen varlıkla bir olmaktır. O’nunla buluşmaktır. Hemhal olup bilmediklerini bilip öğrenmektir. Halden anlar hale gelmektir. Yoksa rasgele dönerek kendinden geçip ateş olup yanmak demek değildir.

Kalbini O’nun yolunda ateş içinde yakarken gönlü de O’nunla bir olup yaşayabilmen için yüreğinin ateşini gönle koyup gül kırmızısı edinceye kadar yakacaksın. Köz kora, kor ışığa dönüşünceye bu yanma kul için yanma devam eder.

Köz, kor ateş olmuş bir gönülle sema vattaki bütün yıldızları, ateş toplarını, saman yolu gibi bir yoldan selametle yol açıp bütün galaksiler geçilip gidilerek Yüce yaratanın makamı olmaz ama yücelik arz etmesi açısından akıl ötesi tüm evreni kuşatıp kapsayan Arş-ı Ala’ya kadar yükselip varması, bir kulun Şeb-i Aruz’udur.

Kulun Şeb-i Aruz edebilmesi için Allah’la arasında bir ince tül perdesi mesafesi kalıncaya kadar dönüp yanmaya devam ederek, uykuyla uyanıklık arası olup, yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide kalıp, tıpkı yılanın bedenindeki kirlenip eskimiş derisinden soyulması gibi ruhlarını benliklerindeki tüm günahlarından ayrılıp sıyrılarak soyulup arınıp temizlenirler.

Tüm günahlarından arınıp manen temizlenmiş olanlar, Allah yolunda Sırat- ı Müstakim’e tabi tutularak sonsuz yolculukta yol alarak her yükselişte her vardıkları merhale de, sema vatta, kazanıp manevi benliklerinde oluşturacakları ruhani bir oluşumla canlıyken ölü, ölüyken canlı olmayı başararak bu hassas çizgide Allah’ı görecek gibi olup görmeden kalabilmeyi başarabilenler ancak peygamberler ile Hak erleridir ki, işte bu erler de daha dünyada yaşarlarken her işleri Allah içindir. Onun için Kur-an üzere yaşarlar. Hak’tan, adaletten, doğruluktan, dürüstlükten sapma yapmazlar. Hatır gönül kırmazlar. Sözleri şefkatlidir. Yürekleri sevgi doludur. Ama asla Hak yolundan taviz de vermezler.

Allah için yaşayanlar ise ölmeden önce ölürler. Onlar için zaten ölüm yoktur. Çünkü onlar aciz birer kul değillerdir. Onlar akıl, sevgi, aşk ve muhabbet üzere bilgiyle donanımlı Allah dostlarıdırlar.

İşte bu derece de arı duru, arı sili saf ve temiz olan Allah dostlarının ölümleri bizimki gibi acılı sancılı değil. Adeta önceden kurulup hazırlanılmış bir düğün töreni gibidir. Bu tören Allah tarafından onlara ödül olarak hazırlanır.

Bunun adı, Allah’a yakınlıktır. Allah’a yaklaşmaktır. Başka bir tanımıyla da Şeb –i Aruz’dur Yani İlah olan yaratıcı Allah ile yaratılmış olan kul arasındaki sevgi ve saygının korunarak Allah dostluğunun kazanılmasına yönelik edebe uygun hassas bir çizgide kulun kalıp, yaratıcı ile yaratılan arasındaki o ince ve hassas mesafe korunup Allah’ın dilediği ölçüde kulun Allah’a yaklaşmasıdır.

Allah’a yaklaşmak için de Allah yanında kulun bütün varlığından vaaz geçip Hak yanında yokluğunu bir bilip Allah’a yükselmesi demektir. Kendini unutup onu bir bilmesidir. Bir ve tek varlık olarak sadece O’nu bir bilmektir.

Kendi varlığından vaaz geçip varlık yanında var olmak, elbette güzel bir şey. Ama asıl olan yokluğunla varlığın yaratıp var ettiği yerde kendi varlığını yok bilip, varlığını varlık adına onun yaratıp var ettikleriyle doğru dürüst bir hayat sürdürebiliyor olmandır. İşte bunu yapıp bunu sürdürebiliyor musun?

Asıl insanlık, asıl Hak yanında var olup yaşamak budur işte.

Yoksa; semazenler gibi, fırıldak gibi dönüp dolaşıp sergileyip gösterdiğin bir temaşadır. Sen gösterdiğin bu seyirlik temaşa ile Allah’ı kandırıp yanmadan yanıp O’nun yanına varacağını mı sanıyorsun?

Yoksa; Varlık yanında her şeye kolayca sahip olacağını mı sanıyorsun?

Sola dönmenin ne anlama geldiğinin bilmiyorsan, dönüleceğini bilmiyorsan, sakın ola sağa dönüp de yanlış ateşe düşüp, cehennem çukurunda yanıp gitmeyesin. Alçalıp Hak yanında küçülmeyesin.

Şeb-i Aruz denilen, Allah’a teslim olup kavuşma gecesinde vuslata erip o düğünü, o şenlikli geceyi neşelendirebilecek misin? O yürek, o gönül var mı? Ben de, sen de, on da. Ey yolunu bilmez. Garip yolcu. Önce sen geldiğin bu dünyada Hakkıyla bir insan ol. Dünyaya layık ol. Yaratılmış tüm varlıklara özellikle de tüm insana ve insanlığa hizmet et. Allah’ın rızasını hele bir kazan. Ne oluyor bu gösteriş, temaşa, tantana. Kimle oyun oynayıp dans ediyorsun sen. Ey gafil. Hz. Mevlana kim. Sen kim? Ancak sen görüp seyredersin.

Yoksa; sen üzerindeki çaputu yakıp vaz geçemezken, o teni, o canı sen nasıl verip bu şaşalı hayattan vaz geçip gideceksin.

Var mı? Sen de bu yürek. Aslanım. Şayet var diyorsan! Helal olsun o yürek sana. Mangal gibi yanıp kor köz, ateş olsun. Düğünün güzel, ateşin Hak yanında helal olsun.

Helal olsun. Aslanım o yürek sana. Hak sana. Bunlar bende var diyorsan, helal olsun Allah yanında kulluk sana. Hak sana…

17.12.2011

Cahit Karaç

 

Advertisements